:
Bir sikiş ki iki nokta üstüste
Pirinç karyolada canlı, sevince
-Mustafa Irgat’ın notlarında Lebbeyk Tempo şiirine yaptığı bir ek

retribution. geceye girebilmek için bu hastalıklı katolik düşünceleri bertaraf etmem lazım hemen. bana biraz bundan bulur musun? sonra bana biraz şundan bulur musun? müzik zonklarken başım bir bu tarafa bir o tarafa bi bu bi o i-bi-za-go-a-is-taaan-bbbbbir tarafa duşeceğim ve nasılsa tutacaksn beni daha güzel beraber düşeriz bbbbbbbbbbbbbbbbbi dakka
seninle olduğum için mutluyum seninleolduğumiçinçokmutluyumseninle bir dua gibi şimdi hiç durmadan bunu tekrarlıyorum arada omuzlarımdan başıma merkezime dokunarak bir haç evet bu dövme yeni o beni azat etti unutmak en büyük erdem ama saçmalayarak bir çuval inciri şimdi gidiyorum koşa koşa seni aramaya: kime baksam kolumdan tutuyor
seni sormak istiyorum ben konuşamadan daha tutuyorlar beni düşmeme izin vermeyecekler
müziği bırakamıyorum gözlerimi açamıyorum nereye gitmek istediğimi hatırlayamıyorum peki sen ama hani: işte burdasın odada serin ve sessiz yatakta pencerede: karanlıktan bize doğru bir tül uçuşuyor beni kabuğun altında elma olmadığını anlayamayacağımızdaki gibi sakin ve maharetli soyuyosun
açık pencereden içeri küçücük periler giriyor bu perileri kimse göremez bana müthiş bir şey söylüyor periler gülüyorum bir keresinde sevişirken güldüğüm için azar işitmiştim ama bu aklıma gelmiyor çünkü
hızlanıyoru:z sanki gözümde güneş gözlükleri var ve bacaklarımda kuru buz ürperiyorum biraz daha kendimde olsam sana söylemek istediğim şeyler var biraz daha kendimde olsam yapmak istediğim şeyler ama düşüyorum çığlığım pencerenin dışından geliyor sanki birinin karnını deşiyor olmalılar öyle bir haykırıyorum ki içimdeki hayvan canhıraş ağzımdan fırlıyor kocaman korkunç bir hayvan senin umurunda olmayan ben hafifliyorum tek elinle kaldırıyorsun beni o kadar hafifliyorum üfleme sakın üflesen uçarım: buradaki bütün bu fotoğraflardaki gibi ağzım açık açım beni doyuruyorsun ağzımla seni içime çekiyorum tamamen huuuuuuuuup ağzımın kuvvetinden korkuyorum içime o kadar iyi geliyorsun öyle tamamız ki: kötü periler kaçışıyorlar pirinç karyola dağılıyor biz devrilirken benden bir şelale olarak dökülüyoruz böyle boşaldığımı bilmiyorum ben bu sular nerden camlar patlıyor gözlerine bakıyorum acaba aynı şeyleri mi görüyoruz gözlerinde bunlardan bambaşka: bir alem bak ben kendimi tamamen nasıl bıraktım şimdi ölsem:
sessiz
uyandım. sessizlikten daha sonsuz sesin (uyu) dedi uyudum bir kirpik bir kirpik bir unutuş bir dip bir bacak bir bacak bir peri bir kuş bir daha :
July 17th, 2009 at 3:05 pm
bu pirinç yatak
kontrolsüz bir kavşak
dokunmamak yasak
sevişmemek yasak
korkmak yasak
July 24th, 2009 at 11:22 pm
sözlüklerden anti kelimesini sildim bütün anti-terörler terör anti-bakteriyeller bakteriyel anti-diestablishmentarianistler diestablishmentarianist anti-semitistler semitist anti-retroviraller retroviral anti-sosyaller sosyal anti-emperyalistler emperyalist anti-depresanlar depresan anti-freezeler freeze anti-loplar lop anti-nomianistler nomianist anti-militaristler militarist anti-agingler aging oldu ajda pekkan aglamakli oldu onu MJ’in cenazesine götürdüm bak dedim bir kaç ameliyat daha ve ya çocuk şarkici olarak gömüleceksin ya da çocuk tacizcisi çocuk taciz eden ben değilim bülent ersoy dedi sen de sabah yanindaki adam uyanmadan kalkar gidermişsin ameliyat izlerinden korkmasın diye dedim hayir dedi tenezzül etmem şimdiye kadar uyandığımda yanımda olmaya değer bir erkek görmedim daha ama edith gördü dedim evet dedi ama o da defoluydu: evli ve çocuklu defo tamir edilir dedim hayir dedi edilse bile ucuza satılır ben ucuz etin yahnisini yemem antileri neden kaldırdın ki dedi kaldırmadan önce anti-kaydım kaldırınca kime istersem ona kaydım
ikide bir tadina bakmak istiyorum diyorsun ben marketteki peynir tezgahinda kutusu açılmış olarak bekleyen numune peynir değilim git başka ama/ca hizmet et
July 25th, 2009 at 2:53 pm
Kadının, altta yatan erkeğin bacaklarının arasındaki, sol üst bacağının basıncı ile hapis tuttuğu hazinelere ulaşmaya çalışmadan önce kulağına yalan vaatler fısıldayabileceğini düşündürten bu fotografa bakınca gördüğüm tek şey atletik yapılı kadın modelin susuz, kuru ve bu sebeple tatsız/tadı kaçmış olduğunu hissettiğim (sepya olması da anti-tadı tuzu bu cinsel organın/fotografın) dış dudaklarından çağrışımla model olamayacak kadar gizli (olabileceğinin belki de tek ispatı traşlı kol altı) erkek modelin her durumda ve her halukârda hazır ve hakiki taşaklarının sarkar/büzüşmüş durumu; ne de olsa o hiç durmadan üretir spermini, sıvısını ve suyunu, sahte olamaz gibidir bu yüzden (bir tür kendi kendine yetme hali); anüs ve sik ise bir başka alem. Ayda bir yumurtlayan kadınsa…
July 27th, 2009 at 3:41 pm
sevgili testosteron,
Bu siteye uğramayacağını ikimiz de biliyoruz . am sikiş sokuş anal sex porntube kelimelerini aradığında karşına çıksam da beni görmeyecek, anlamayacak, anladığında artık testosteron olmayacaksın. yine de yolun düşerse dudaklarımın karşısına geç şöyle ve kalçalarımın arasına otur lütfen. sana 26 yıllık vücudumdan birşeyler ikram etmek isterim, ne stersin?
diğer kadınları bilmem, onlara güvenmem, hastayım ve kısa kesicem senin anladığın, benim de hoşuma giden dilden. seni istiyorum. ellerini bacaklarımın arasında ıslatmanı, amımdan akan suları içmeni. sikini yalamayı,sikini amıma dayamanı, amımı sikle doldurmanı,dilini götüme sokmanı, sikini sonuna kadar amıma sokmanı, götümü sikmeni. boynumu ve göğüslerimi çiğnemeni, kucağına oturmayı, bacaklarımı ayırmanı, kollarında inlemeyi, sarsılmayı bağırmayı ve titreyerek boşalmayı. sert olmanı, durmamanı ve hiç konuşmamanı.
ruhumdan denizden ve sonsuzluktan bahsetmeni istemeyeceğim.
şunları da bilmeni istiyorum sevgili sik,
oral sex yaparken suratıma attığın tokatları unutmayacak ve götüme zorla boşalmanı özleyeceğim.duvarlarını ve dolaplarını kaplayan kızılderili, beşiktaş ve ölü melek posterlerine ve kilodundan yayılan ter kokusuna alışamadığım için hissettiğim suçluluk duygusundan kurtulamayacağım.bütün gece yatağımda kıvranıp canını acıtmak isteyecek yine de sana tapacağım. seninle dürüst konuşacağım, senin ağzına sıçıp çocuklarımı senin gibi yapacağım.
July 29th, 2009 at 1:44 am
tresedamacata’e
Sözlüklerimden çıkardım seni, kullanılmış lateks ruhlu yarı saydam plastikler içinde. Sende ötekiler gibiydin en başında, derin, kaygan ve ıslak. Sözcüklerin değiştirebilirdi sadece tenimimin sertliğini. İçimdeki hayvanın yularının ellerinde tuttuğunu ve sen sahibim sandığında kendini, anladın kendininde ne mal bir gözü dönmüş aç bir hayvan olduğunu. Etin seninle kesişen ve gözleriyle sikişen her erkeğe mezar olamicak kadar kutsal, ruhuna değemeyecekleri için bütün erkekler nasılda gözünde hiçliğin piçleriydiler. Tadı kapalı, parlak ya da teneke kutularında hiç açılmamış, ama bir o kadar suyu dibine çökmüş peynirlerden farklı değil teşhirdeki ucu tırtıklanmış, üstü parmak parmak ve avuç avuçlanmış peynirin.
İçine girmek isteyenleri benzettiğin o mağra adamı, ucu sivriltilmiş ve çiviler çakılmış kazıklarıyla iki adımı zor atan ucube kahramanları nasılda birbir boğuyorsun apış aranın sonsuz şakırdılı şelalerinde.
Virgülsüz yazıyorsun bir nefeste. Oysa nefesini tüketmeden, sussan, dursan ve ben seni aynı iştahla içime çeksem…
June 23rd, 2010 at 12:27 pm
Sonra..
bir terminalde denk geldim sana. yaprak kıpırdamıyordu. sen kıpırdamıyordun. kıpırdadım sonra. gittim. biletimde “zorla bindirildi. gözleri arkada kaldı, bagaja koyduk.” yazılıydı. öyleydi. ilk mola yerinde sesini gördüm. kıpırdamıyordu. tuşlarına basıyordum sadece, yere bilmem kaç yıl önce döşenmiş karo taşlarının.. adını yazıyordum ayaklarımla. sen yine. kıpırdamıyordun. bir solukta söylediğim onca cümle geldi aklıma. şimdi tek kelime için yetemeyecek nefesimden utandım. gülümsedim. “neden güldün?” dedin. “hiç” dedim. geriye dönüp baktığımda yerinde yeller esiyordu. “yaşasın!” dedim. “burada kaldım.iki şehir arasında, ne orda ne burda..ortada kaldım.” en alışık olduğum yerdi ortada kalmak. o veya bu şekilde hep ortada kaldım. her şeyden uzaklaştırıldım. kendimden bile. itiraf edilememiş onca şeyin birçoğu bana dairse halâ arayışım kendimedir bunu biliyorum.
itelediler. “devam edeceksin!” dediler. kıpırdamıyordum. ama kıpırdayan birşeyin içindeydim. mütemadiyen uzaklaştırılıyordum senden. ve kendi kelimelerimden.. “yürüyüp gideceksin, arkana bakmayacaksın.” diye bağırdı arkadaki. kıpırdamayışımın uğultusundan rahatsız olmuştu belliki. “yok” dedim “benim gözlerim arkada.”. cebinden bir avuç şeker çıkarttı, bana uzattı. badem şekeri, en sevdiklerimden.. tam alayım derken avucunu kapatıp geri çekti, “biliyor musun, benim de gözlerim arkada aslında.” dedi. sonra uyandım. bir sürü kısa mesaj vardı kaburgalarımın arasında. “tüm iletileri sil” dedim. silindi. yuvama gittim. doğduğum yere. altıma işediğim, yere düşen salçalı ekmeği üfleyip yediğim yere. kimsecikler yoktu. ne omzuna dişlerimi geçirip ağlayacak, ne bu yalnızlığın hesabını soracak. hiç kimse.. tavanda gaz ocağı vardı. dedemin eski çizmeleri. kapıya menteşe yaptığı eski lastik ayakkabısı. hepsine ağladım. hepsine dişlerimi geçirdim. kendime dişlerimi geçirdim. bavul omzumda iz yapmıştı. boğazıma astım. boğazımda iz yaptı. düğüm düğüm oldu. yutkundum bavulu..
sen uzaktaydın. kendi bilinmezliklerinin içinde.. kendi çözümsüzlüklerinin içinde. ve kıpırdamıyordun. nereye gitsen ne söylesen hepsi sana doğruydu. sen kıpırdamıyordun. ben kıpırdamıyordum. kıpırdamıyorduk..
arka planda: shine on you crazy diamond