(fake can be good too)
Sen benim yanlışımsın, bir yanlışlık olmuş!
Birbirine benzeyen her yabancı, yanlışlık..
- Haydar Ergülen, Sokak Prensesi

çantamı yere bıraktığım sırada, çakır çukur kapıyı üzerime kilitledi. otel odası kadar kimliksiz, terk edildiği an unutulabilecek kadar belirsiz yeni yer. süper! ait olmadığımı bilmek iyi bir his. perdeleri aralıyorum. sanki yabancı bir şehirdeyim. arkaları boş gibi görünen, pis, büyük pencereli eski binalar. dönüş yolunu bilmiyorum. gelirken gözlerim bağlıymış gibi. veya uyumuşumdur. acı baki tabii, uyuyunca bile geçmiyor, ama ben zaten ilk ve yegane olandan başkasına inanmıyorum. gerisi tekrar. beceriksiz, acımasız kopyalar. türevin türevinin türevine yönelik imkansız girişimler. ama şunu da hatırlatmak isterim: zaman organik, kronolojik değil. o halde, ilk için daima şansımız var mı demektir? bara soralım. bar gemi şeklinde. vernikli ahşaptan bir dümeni bile var. rolümü benimseyebilsem viski ve sigara içmem gerekir, ama kokularına dahi dayanamam. gidip televizyonu açayım: var mısın, yok musun? banyoya giriyorum. (bu yerlere basamam. burada kaldığım süre boyunca ayakkabılarımı çıkarmayacağım, yatakta bile, asla) aynadaki yüzüm, iyi tanımadığım bir yüz. aynalar ne kadar gösteriyorsa, o.
yolda, ona dedim ki: mümkünse bana aşık olmayan biriyle sevişmek isterim. güldü. toplam nüfusa oranladığımızda şansın oldukça yüksek, dedi. ama onlar buraya gelmezler ki, diyemedim. iyi ya, dedim. bir bildiğin var senin robot. seni de kafan iyi, dedi. yok canım, dedim. bu sefer ben güldüm. müziğin sesini biraz açmasını rica ettim. gözlerim kapalı, ardıç yağı koklayarak, başımı suni deri koltuğa ittim: zaman, içimden geçen su.
çantamdan kağıt kalem çıkarıyorum. canım bir mektup yazmak istiyor. cevap almayacağım garantili bir mektup. fakat anlatacak bir şey bulamıyorum. ne yazmaya başlasam sanki altından başka manalar çıkıyor, mektup gönderdiğimiz kişiyi irkiltmemeli. onun yerine listeler yapıyorum: bugüne kadar yaşadığım apartmanların, okul sıralarında yanımda oturmuş çocukların, yarım bıraktığım kitapların, eskiden tanıyıp da son 5 yılda hiç görmediğim kişilerin isimleri… sonra da rakamlara başlayacağım. bir eşyayı pencereden aşağıya bıraktığım en yüksek kat, hayatımdaki önemli tarihlerde en sık rastlanılan rakam, vücudumda kaç yara izi, gemi barda kaç şişe içki bulunuyor… bütün listeler tamamlandığında tek bir cevaba ulaşacak kadar bozuk bir aklım var. hava kararıyor: zaman, içimden geçen su.
bir kağıdın üzerine ‘bakalım kim gelecek?’ yazıp, şıkırtılı çekmece anahtarlarıyla birlikte kapıya asıyorum. merak etme, diyorum, hiç de zor olmayacak. vakit kaybetmeden baki acılarımıza dokunmaya başlayacağız. kendimizinkileri hafifletme gayretiyle öbürününkilere bastırarak, bu şekilde birbirimize tutunacağız. ben her zamanki gibi, sevişmemiz bitince herkesin çoktan unuttuğu bir şeye (I) duyduğum hasretle ağlamaya başlayacağım. misafirim bu sırada banyoda. bir de ıslık çalıyor olursa, mükemmel.
votka, gazoz, buz, limon, howling bells, the death of bunny munro, tuzlu fıstık. sonra zaten uyku. acı geçmiyor ama uykuda en azından mücadele yok. rüya ne derse onu yapıyoruz. şimdi, mecbur olduğum için burda değilim. istesem duvarlardan bile geçer giderim. kendime bir söz verdim, bu yüzden biraz daha kalacağım. şartım yerine gelmezse bırak ayakkabıları çıkarmak, gözlerimi bile açmam.
özü belirsiz bir şeyin taklidi. teklif için teşekkür ederim.
varım. (alkışlar)
October 8th, 2009 at 3:24 pm
Çan seslerini duyabiliyor musun?Sıran geldi, senin için çalmaya başladı.Hazırlan istersen…
October 8th, 2009 at 3:35 pm
Alıntı:bugüne kadar yaşadığım apartmanların, okul sıralarında yanımda oturmuş çocukların, yarım bıraktığım kitapların, eskiden tanıyıp da son 5 yılda hiç görmediğim kişilerin isimleri…
Keşke yarım bırakılan sadece kitaplardan ibaret olsaydı.Mektup yazma arzusunun sıklaşmasını dilerim.Bak bakalım ne kadar yarım kalmışsın…
Sanırım bir bütün olduğunda eskiden tanıyıpta görmediğin kişiler yaşamının anlamsızlığını sona erdirecek…
October 15th, 2009 at 12:11 am
ne anlatacaksın bana
hiç
pek gönülsüzsün bugün
evet
gönülsüzü torbaya koymuşlar bacakları dışarda kalmış
neden babamın laflarını ediyorsun
bilmem hoşuma gidiyor
hiç komıik değil
sanki sen komiksin de surata bak
ya sana ne ya
derdin ne senin
bu akşam hayatımın en güzel oral sexlerinden birini yaşadım
eeee
ama zevk almadım
nasıl yani hem hayatının en_
ya öyle işte seyretsem bile boşalırdım ama yapılırken zevk almadım
manyaksın sen kızım erkekler ne yapmasa müstahak sana
iyi be sordun söyledik işte
tamam da neden
çünkü gündüz daha az birazı ile boşalmıştım
yani önemli olan nicelik değil nitelik anladığım kadarıyla
hayır sıralama akşamki gündüz olsaydı delirirdim ve gündüzki akşam olsaydı bi bokum olmazdı
sana yaranılmaz walla yaranılmaz iyi ki erkek değilim
ya nesin
sen’im sesinim seslen bak duyduğun ses benim
siktir git yaa akşam akşam
laf ebeliği yapmıyorum kendini haklı çıkarmak için sus istersen
sen de sus
ben hiç konuşmadım ki
January 3rd, 2010 at 10:18 pm
evine gittim.
çağrıldığım eve.
onu terkeden karısının video kasetlerini izletti bana.
karısıyla sevişmelerini izletti, o sırada benle sevişti.
işimi yaptım.beni eve bıraktı.