Online Dating





where i end and you begin

bill-henson-untitle1
şöyle oldu:

zayıf düşmüştüm. takatsiz. sence sevilmek, bence zedelenmekten. parçalarımın kime faydası dokunabilir? kah kah kah/gülüyordum ama sonra, beni kendimden başka şey olmak zorunda bırakmayan kuvvetli bir kadının yanından ayrıldığımda, yığılmak üzere olduğumu fark ediyordum. oksijeni kısıtlı herkes gibi, asgari nefes ve hareketle yapabileceğimin en fazlası, hayatta kalmaktı.

halbuki pek çok ihtimal bana hazırdı: her şeyi yerli yerinde bir yaşam, bonus olarak sevilmelerden hangisini seçersem o, istersem üçü bir arada. hatta çekinmeden söyleyelim artık, nasılsa anlamını kaçıracağımız kadar kaçırdık: aşk. permütasyonlarını da düşünürsek: yavru kedi, uykuda boşalmak, karamela sepeti. ne istediğini bilen bir kadın, daha ne isteyebilir? tek yapmam gereken ayakta kalmak, bir tebessüm ‘evet’ manasında, yumruğumu sıkmayı bırakmak, bu kadarcık. ben kendi zorluğuma dayanamazken, ‘bak zorluğu sevenler de varmış’ diye gülümsüyordu kuvvetli kadınlar, bu çılgın kalabalıkta, bu oburlukta, bak herkes nasıl paralıyor kendilerini, böyle sabırla bakılmak inan ki ikramiyedir.

ama ben yığılmak üzereydim. bıçağı ensemde hissediyordum, belki vurulmuş bile olabilirim, ılık bir şey akıyor içime.
düştüm.

maşuğu denememeli insan, hele böyle ölüm kalım meselelerinde. ama düşüşte mutabakat aranmıyor ki. düştüm ve düşerken oh dedim, veya ah. zemin yakaladı sırtımı. dedim ki: işte buraya kadar. ama biri gelir de elini uzatırsa, yeryüzünden aldığım bu güçle onu gebertirim. eğer düştüysen düşenin ne beklediğini bilirsin, toprakta, yerdeki küçük otlar, böceklerle yan yana, büyük gökyüzüne karşı. böyle denedim, senin aşk, benim yamyamlık dediğim şeyi. gözlerimi yumdum. dizlerimden itibaren hissetmeyerek, ’al’ dedim. ben aşkı uğruna feda edilenlerle ölçerim.

gözlerim yumdum ama uyumadım. sabaha karşı çiğle kaplanmıştı üzerim. üşüyordum. birazdan hayvanlar ortaya çıkardı. hiç kımıldamadım, nasıl düştüysem öyle. ama bir şey değişmişti sanki. alemin kökünden gelen, çok önemli. 100kaplangücündeyim. yeryüzü ve gökyüzü dinleyin: ben aşık oldum. katiyetle, kusursuzca. ilk ve son defa. sade ve kendisinden derin. istesem uçabilirim. hızla, çok yükseklere. yapraklar ve omuzlar ve gece ışıklarına bu mucizeyi söyler, herkesi iyileştiririm. bütün ihtimaller geride kaldı. etrafta ne görüyorsan bunun için oldular. aç hayvanlar birazdan kutlamaya gelecekler. içimden ılık bir şey akıyor. yeryüzü ve gökyüzü anlatın: insanlar mucizeye inansınlar. ıslak, serin, korkunç ormanda kımıltısızım. çok parlağım, çok açığım, müteşekkirim.

güzel hayvanlar. işte ben. güzel ziyafetiniz. afiyetle yiyin.





4 Responses to “where i end and you begin”

  1. atacamadesert Says:

    bu dünyanın işleri çok karışık. her şeyden çifter üçer beşer var el/v/imizde. iki tane hat iki tane cep telefonu iki tane televizyon iki tane kapı anahtarı tam on çeşit baharat ve bunların her yemeğe konacak kombinasyonları iki tane köprü biri kremli biri kremsiz iki tane şampuan iki çeşit saç şekillendirici saçımızda iki tane renk iki tane banyo iki tane tuvalet iki tane balkon iki tane güneş gözlüğü sayısız ayakkabı çanta ve kot pantolon.

    elimize ayağımıza yüzümüze göz çevremize kırışık olan ve olmayan yerlerimize bacağımıza götümüze başımıza neden aynı kremi süremeyiz max factor mü kızar edwin aldrin mi alınır sofrada salatayı ve herşeyi kaşıkla yiyebilecekken onca kalabalık demir yığınına bütün renkler aynı hızla kirlenirken siyaha karanlıkta görülebilecek onca şey varken ışığa sessizliğin sesi bu kadar iyi tınılarken müziğe yalnızlık paylaşılmazken çokeşliliğe dünyada bunca kötülük varken azraile ne gerek vardı ki

    düşüncelerini kategorize edebilen birilerine gıpta edemeden duramıyorum başlıklar altında yazabilen kelimeleri oysa ben fasülyenin neden pişmediğini düşünürken karagöz ve hacivati ın neden öldürüldüğüne eve aydınlatma seçerken ayaklarıma hangi ojenin daha çok yakıştığına çantamı omzumu çürütmeyecek bir ağırlığa indirmeye çalışırken annemin yazlıkta sürekli bacağıma batan masaörtüleri yerine alacağım yeni masaörtüsünün çapı ve rengine kağıt kesen makasla kumaş kesilmemesi gerektiğinden kapali kadınların sadece kocaları için saçlarını ve kıçlarını açmalarının acaba diğer kadınların bacak aralarını kolayca ayırıp her hıyarım var diyene tuzlukla gitmelerinden daha mı heyecanlı olduğuna biliyorum tanrı var bugün derken beyazları domestos etkili mi active bilmemneli mi omoyla yıkıyorduma süngüsü düşmüş bir savaşçı gibi etrafımda meleyen bir erkek ister miyimden süngerbob u yazan adam acaba teknede giderken denize bir bulaşık süngeri mi düşüdü ki deniz altında yaşayan bir süngerin maceralarından milyar dolarlık bir çizgi film kahramanı doğduya geçebiliyorum.

    bir hırkam bir lokmam olsun istiyorum başedemediğim herşeyin ikincisini geri dönüşüm kutusuna sürükleyip bırakmalıyım telefon/güneş gözlüğü/sevgili/adidas ayakkabı/düdüklü tencere/koltukaltı rollonu/en sevdiğim film listesi/köprü.

    fikirleri kategorize etmeliyim sonra. bir yere bakarkem sadece baktığımı görmeli başka bir şeye kayarak arıza yapmamalıyım.

    mesela o zamana kadar öyle sevişilebildiğini dahi bilmezken bana bunu yaşatan çocukla bir üst kat odasında üstelik onun “ya sen neden diğer kızlar gibi ölü balık bedeni şeklinde sevişmiyorsun yaaa” diye takdirini de kazanmışken eve saat beşte gidince babam uyanık olursa ne der acaba diye düşünüp orgasmımı zehir etmemeliyim.

    zeki müren den sonra metallica ya geçebilecek kadar cilveli çokşarkılımüzikçalarım sad but true nun son satırıyla taçlandırdığı zaman hayatımı itiraz etmemeliyim.

  2. Burak Says:

    Hadi artık lezbiyen ol da; sen de kurtul. kocan da kurtulsun. biz de kurtulalım!

  3. coco bucugno Says:

    günün fablı:
    büyük kulaklarıyla ünlü galile’ye biri, “kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?” demiş. galile:”doğru” demiş, “benim kulaklarım bir insan için fazla büyük, ama seninkiler bir eşek için biraz küçük sayılmaz mı?”

  4. ST Says:

    … soon they will be on the fast track to success…follow the rules be the same..

Leave a Reply