la sable mouvant
Banyonun ışığını açınca kurtulmak istediği fareyle karşı karşıya geldi. Göz göze. Bir fare nedir? Ceviz büyüklüğünde ancak. Ama fare karşısında meçhul bir savunma tekniğiyle, kımıldamadan donup gözlerine bakınca, öldüremedi fareyi. Babam.

Bütün güzel hikayelerim babamla ilgili. Bu yüzden benden çok şey beklemelisin sen, erkek. Babamın kültablasını bir defa bile boşaltmadığım için şimdi sana içinde buzları çıtırdayan viskini getireceğim. Televizyonda futbol maçını sesi sonuna kadar açıp seyrederken ayaklarına, telefonun çalıp arkadaşınla ABİİ diye bağıra çağıra konuşurken sırtına masaj yapacağım. Ağzının kenarındaki mayonezi, klozetin kenarındaki çişi, aklının arka kısmındaki bütün diğer şeyleri sen fark etmeden, usulca sileceğim. Canın yanmasın diye tırnaklarımı acıyana kadar kısacık keseceğim. Bu bolluk ve hafiflik ve açıklıkta isteklerin önemi kalmayacak, eskiden birilerinin bize durmadan ne istediğimizi sorduklarını, istediklerini bizi parçalaya parçalaya aldıklarını unutacağız. Kucağına oturacağım. Burnumu bıyığında gezdireceğim, ağzının tütün ve alkol kokusuyla sersemleyeceğim. Yüzümü yüzüne koyunca, bütün fazlalıklar buradan, göz kapaklarımın köşesinden çıkıp gidecek. Kadınları bile düşünmeyeceğim. Hiç. Kadınlardan çok bıktım, biraz da bu yüzden geldim buraya. Çok konuşuyorlar, çok hesapçılar, göz dikiyorlar, kan emiyorlar. Senin erkekliğine sokulup biraz orada kalmak bana iyi gelir.
Gerisini biliyorsun, yumuşak, serin ve sıcak, ikimizin birbirimizde gezintisi, debiye göre akmak. Buraya ilk gelişimizde ‘aşk yuvamız’ demiştin ya şakadan, şu geçmekte olan zamanın burasında biraz yuvarlanacağız biz. Hiç abanmadan ve geride hiçbir şey bırakmadan teslim olacağım sana. Almadan vereceğim. Gereksiz yükleri böyle atacağım. Böyle yükselteceğim seni. Sonra gene güzel erkekliğine bırakacağım. Banyo pırıl pırıl, mutfaktan tatlı kokular, buzdolabında buz gibi biralar, bütün aletler çalışır vaziyette, yatakta gökyüzü kokan kütür kütür çarşaflar, camlarda tek leke yok, burası, bu yaz dairesi, bizim küçük gizli yeterli kusursuz aklımız…
Ama ben fareden bahsedecektim bir metafor olarak, evdeki fareyle yüzleşmenin, fare cinayetini işleyeceksen, bunu mertçe yapmanın öneminden. Zehir kullanarak kurtulmanın imkansız, kaybetmenin mümkün olduğundan. Gerek kalmadı. Köşe bucak her yeri temizledim. Sanma ki ellerim çirkinleşti. Saçlarımı taradım, ipek elbisemi giydim, topuklu ayakkabılarımı… Anahtarı masaya bıraktım. Hiç iz kalmadı. Bu yaz, hayatımın en güzel yazı.
August 4th, 2009 at 1:53 am
Çok iyi
August 6th, 2009 at 11:39 pm
resimlerini ortadan kaldırmak yetmiyor hafıza kartından da silmek lazim oysa ben senin evrimleşmemiş halini sevmiştim tarzan ve ceyn dik seninle ben ceyn kaldim senin tarzin değişti
babamın tam tersi olduğu için yana yakıla aşık olduğum adami sonradan babam gibi yapmaya çalişirken suçüstü yakalandim sana doğum gününde aldiğim tam tekmil kiyafet o sari lacivert kareli gömlek ve altina yazlik pantolon ve ayakkabilar seni tam da istediğim adam yapabilirdi ama sen hiç giymedin zaten adamlık giysiyle olacak bişi değil eşek ve altın semer olayı
sen kabuk değiştirirken ağaçtan ağaca gitmek için sarmaşik değil ikibinkaç model araba kullanmaya başlarken ben kabuğundaki kaplumbağa kadar yavaş ilerliyordum ve tavşan üsküdar i geçmiş edirne ye doğru birinci köprüden yola koyulmuştu bense üçüncü köprüü bekleyebilecek kadar ağdalaşmiş bir sabirla oturuyordum yerimde sonradan işlediğim insanlik suçlarini şehrin yedi tepesine yerleştirirken zorlanmayayim diye kadastro yapiyordum evde
ben insanliğin en büyük günahina meşru bir şekilde soyadi verilmiş olarak hayat verdiğimde yollarimiz sonsuza dek ayrildi biri bir kıtada diğeri öbür kıtada yerleşmiş bacaklarım gişelerden kartsız ve izinsiz geçenler tarafindan kanatıldı kameralar tespit edemedi kimliklerini etseydi de çok umurumda değildi
yine söylüyorum ben senin evrimleşmemiş halini sevmiştim maymundan beş dakika sonraki hal ve tavirlarini meğer maymun kıravat takınca dişi maymunlar toplaşiyormuş etrafina ne biliyim bilseydim sana da çakma gucci bi kot aliverirdim biliyorum ben o dişi maymunlarin hepsinden daha güzelim ama onlar ikibinkaç model arabalarla birinci köprüden avrupa birliğine kisayoldan girerken sarmaşıklarla ağaçtan ağaca geçen hala benim
beni benden çok sevenler de aşk gibi yani bir gece teşhirdeki ucu tırtıklanmış bir kazakla erotizmin bir ucuz ama şefkatli kollarına kendilerini bırakmış olanlar da ayağımın altında cehenneme dönmüş cennetimin içildi mi bir engerek yılanı gibi insani felç ederek ama yüzünde en azindan mutlu öldüğüne dair bir gülümseme bırakacak kadar asil sularında boğulmak için neler vermezden önce kıyılarımdaki mercan resiflerinde karaya vurdular
maymundan beş dakika sonraki halin hala klozetin üzerine oturulan kapağına işiyor
November 5th, 2009 at 5:22 pm
vay başımıza gelenler.. ellerine sağlık..