Online Dating

Archive for August, 2009

vibration is life

Friday, August 21st, 2009

benim kör olduğumu biliyorsun değil mi?

andre-kertesz-lovers-budapest

körüm. fokus gruplarda tek taraflı gösteren camdan izlediğin deneklerden, yatakta gözü siyah satenle bağlanan fahişeden çok daha körüm. bu benim zayıf yönüm, bu benim sığınağım. sen beni anlıyorsun eminim. ama benim bu karanlıkta anladığım en fazla sende anlaşılmasını istediğin şeye denk gelebilir. buna hassasiyet göstermelisin. ben buraya baştan yenilginin hürriyetiyle geldim.

1102 sayfalık e.e. cummings kitabını duvara fırlatıyorum. ne kadar serdar ortaç ajda pekkan şarkısı bulduysam indiriyorum, dora maar gibi gerginlikle sigara içen bir kadın olduğumu hayal ederek ayağa fırlıyorum. topuklu ayakkabılarımı giydiğim gibi hiç vakit kaybetmeden geceye koşmalıyım. ama bu akşam reina’da deplasman futbolcusu götürme şansım olmadığı gibi, gitmek zorunda olduğum düğünden gelinin erkek kardeşiyle kaçmam da mümkün değil, bu defa evlenen gelinin erkek kardeşi. kan dökmem lazım. muharebeye ihtiyacım var. her gün başka bir kız arkadaşla istanbul’un bütün house café ve kitchenette’lerini dolaşarak olmayacak bu. kan dökmem lazım çünkü, insan öğrendiğinden başka türlüsünü yapamıyor. müstehzilikle ‘coco’nun erkek erotizmi sitesi var’ dediğinde içim sızlamıyor mu sanıyorsun? olmayan bir erkeğin gözüne girmek gayretinde olma fikri midemi bulandırmıyor mu?

bana bağlam içinde düşünmeyi sen öğrettin, öyleyse şimdi bak bakalım ben buraya nasıl geldim: maço yazarlar, yasemin evcim ve yılbaşı gecesi dansözleri, hafta sonu gazetesi ve hürriyet’in arka sayfasındaki banal fotoğraflar, 6 yaşımda pantolonundaki sertlik dışında bir yere oturmama izin vermeyen komşu oğlu, 12 yaşımda elini külodumun altında bulduğum eniştem, tamamı erkek mastürbasyonuna yönelik neşriyat, aynı hedefli hetero ve homoerotik video klipler, verince yok, vermeyince aşık olan hırslı oğlanlar, kusar gibi öpüşen, sevgilisi olduğum anda beni seksi bulmaktan vazgeçen adamlar… tatu kızlarının meme elleyen görüntülerinden tahrik olduğumda, lezbiyen eğilimim mi var, yoksa bütün bu karmaşanın içimde büyüttüğü penis mi kalkıyor artık nerden bilebilirim? erkeğin spermini saçmaya, kadının üreyeceği kişiyi seçmeye programlı olduğuna dair saçmalığın durmadan kafama kakılması karşısında nasıl başka türlüsünü yapabilirim? histeri 150 yıl önce hastaneye kapatılıp vibratöre bağlanma sebebim olacaktı, şimdi de hala histeri işte, insan kendini aklamak zorunda hissediyor.

benim büyük hürriyetim, bir erkeğin önünde diz çöktüğümdekidir. bir de adı Annie Hall olan bir kadın erotizmi dergisi okumak isterim. şimdiye kadar pırlantalı, yumuşak bir hayatım olmadı. dövmem yok, sigara içmiyorum. öğlen olmadan şaraba başlıyor, e.e. cummings kitabından rastgele, 291. sayfayı açıyor, victoria silvstedt’e benim de anlayamadığım bir hayranlık duyuyorum.

la sable mouvant

Monday, August 3rd, 2009

Banyonun ışığını açınca kurtulmak istediği fareyle karşı karşıya geldi. Göz göze. Bir fare nedir? Ceviz büyüklüğünde ancak. Ama fare karşısında meçhul bir savunma tekniğiyle, kımıldamadan donup gözlerine bakınca, öldüremedi fareyi. Babam.

nicola-ranaldi-8

Bütün güzel hikayelerim babamla ilgili. Bu yüzden benden çok şey beklemelisin sen, erkek. Babamın kültablasını bir defa bile boşaltmadığım için şimdi sana içinde buzları çıtırdayan viskini getireceğim. Televizyonda futbol maçını sesi sonuna kadar açıp seyrederken ayaklarına, telefonun çalıp arkadaşınla ABİİ diye bağıra çağıra konuşurken sırtına masaj yapacağım. Ağzının kenarındaki mayonezi, klozetin kenarındaki çişi, aklının arka kısmındaki bütün diğer şeyleri sen fark etmeden, usulca sileceğim. Canın yanmasın diye tırnaklarımı acıyana kadar kısacık keseceğim. Bu bolluk ve hafiflik ve açıklıkta isteklerin önemi kalmayacak, eskiden birilerinin bize durmadan ne istediğimizi sorduklarını, istediklerini bizi parçalaya parçalaya aldıklarını unutacağız. Kucağına oturacağım. Burnumu bıyığında gezdireceğim, ağzının tütün ve alkol kokusuyla sersemleyeceğim. Yüzümü yüzüne koyunca, bütün fazlalıklar buradan, göz kapaklarımın köşesinden çıkıp gidecek. Kadınları bile düşünmeyeceğim. Hiç. Kadınlardan çok bıktım, biraz da bu yüzden geldim buraya. Çok konuşuyorlar, çok hesapçılar, göz dikiyorlar, kan emiyorlar. Senin erkekliğine sokulup biraz orada kalmak bana iyi gelir.

Gerisini biliyorsun, yumuşak, serin ve sıcak, ikimizin birbirimizde gezintisi, debiye göre akmak. Buraya ilk gelişimizde ‘aşk yuvamız’ demiştin ya şakadan, şu geçmekte olan zamanın burasında biraz yuvarlanacağız biz. Hiç abanmadan ve geride hiçbir şey bırakmadan teslim olacağım sana. Almadan vereceğim. Gereksiz yükleri böyle atacağım. Böyle yükselteceğim seni. Sonra gene güzel erkekliğine bırakacağım. Banyo pırıl pırıl, mutfaktan tatlı kokular, buzdolabında buz gibi biralar, bütün aletler çalışır vaziyette, yatakta gökyüzü kokan kütür kütür çarşaflar, camlarda tek leke yok, burası, bu yaz dairesi, bizim küçük gizli yeterli kusursuz aklımız…

Ama ben fareden bahsedecektim bir metafor olarak, evdeki fareyle yüzleşmenin, fare cinayetini işleyeceksen, bunu mertçe yapmanın öneminden. Zehir kullanarak kurtulmanın imkansız, kaybetmenin mümkün olduğundan. Gerek kalmadı. Köşe bucak her yeri temizledim. Sanma ki ellerim çirkinleşti. Saçlarımı taradım, ipek elbisemi giydim, topuklu ayakkabılarımı… Anahtarı masaya bıraktım. Hiç iz kalmadı. Bu yaz, hayatımın en güzel yazı.