satıcının ölümü
Tuesday, May 26th, 2009
“mesela” dedim. “artık yolda yürüken kimse takılmıyor peşime.” onun seninle alakası yok, dediler. artık kimse bir kadınla tanışmak için onu istiklal caddesi boyunca takip ederek cesaret toplamıyor. artık internet var. artık ben de sabahları dans ederek kalkmıyorum yataktan. yolda şarkı söyleyerek yürümüyorum. yıldızların altında sevişmiyorum. yatakta yabancıları düşünmüyorum. sokakta yabancılarla konuşmuyorum. artık ben de yabancılarla öpüşmüyorum. yıldızların üzerinde. haşlanarak piştim. tenceredeki kurbağa.
satıcı öldüyse rahibe ibadete başlasın. her akşam mumu yaktığımda kibritin kokusuyla başım dönsün. duvağım özenle katlansın. saçlarımı tararken katmerlensin inancım. taş gibi iradem vardı. yıllar ve yıllar boyunca, defalarca denedim, kıramadım. kollarımı kestim, telefon kablolarnı kopardım, eşyaları yerle bir ettim. olmadı. böyle sevemedim ben, sevdiğimi söyleyemedim (annem). çatlayacağım dedim, çatlasam da ne varsa dökülse hepsi. taş oldum boynum tutuldu sırtım tutuldu çenem kasıklarım sorma işte kımıldayamaz haldeydim ben. bilsen ne kadar çok çektim. bunun için şükranla başlamalıyım duama her akşam.
ben taşlaştıkça etrafımdaki gürültü arttı. zaman fokurdayan tencere zamanı, gürültü ve kalabalıkla çevrili olmak büyük başarıydı. annemin kehaneti (yalnız kalacaksın!) gerçekleşmedi. deipnozofide mükemmmelleştim. sağırım. ağzım dolu. bir ibadet biçimi olarak sessizliği tesadüfen, anne kehanetinin varoluş amacı olduğunu tecrübeyle öğrendim. sessizlikle boşalmak mümkün. sessizlik ancak yalnızlıkla. yalnızlık ne zaman?
elim tanıdik bir dehşetle telefona gidiyor. “sessizlikte insann zihinsel halleri büyüyüp korkunçlaşır. ama ardından gelen jouissance, o dipteki, ürkütücü zamanlara değer.” burda hiç ayna yok. burda hiç lamba yok. burda hiç perde yok. burda hiç anne yok.
iyi geceler.
