Online Dating

Archive for January, 2009

post #1000 işte buraya yazıyorum

Thursday, January 22nd, 2009

maggie taylor - mood lifter

genel müdür yardımcılarının egosu büyük. yoga hocalarının egosu büyük. reklamcıların egosu büyük. “akademisyenlerin egosu büyük.” diyor bir süre sonra tamamen, hiç izsiz unutulacak peter. 27 yaşında. cümlelerinin bir yerinde hep “benim yaşımda…” diyor, sanki hayat düz, başı, sonu, süresi, gidişatı belli bir yolmuş gibi. onun yaşında egosunu büyütmekte olan şeylerden bahsediyor. aklımdaki büyük, acımasız delik onu da içine almak üzere açılıyor. yaşadığım bir sürü şeyi, bir zaman sonra sadece diğer kahramanların anlattıklarından öğrenebiliyorum. bu cılız ipliğin bir ucundan tutabilirler ve belki hayatımın o kısmı bana geri gelir diye ayrıntıları tek tek soruyorum. ama ne kadar zorlarsam zorlayayım, en fazla sanki aynı öyküyü bir kez daha dinlemiş gibi oluyorum. içinde ben yokum, orada değildim, bu sitede gittiğimiz parti, barselona’da dehlizlerden geçerek girdiğimiz gece kulübü, new york’tan misafir ettiğim carol, hafızam silmiş hepsini hiç iz bırakmadan. allahtan az aşk yaşadık ve yaşadıklarımızın kaydını tutmuştuk ama mesela seninle yattığımızı hatırlamıyorum ben. yatağa girmişiz, öpüşmüşüz, uyumuşuz. arada başka bir şey olduysa da bunu artık bilemeyiz çünkü sen yoksun, benim aklımda büyük bir boşluk. bu delik neye göre seçiyor içine alacaklarını? penelope cruz’un suratını, çocukluğumdaki reklam cingıllarını, oturduğum apartmanların isimlerini götürmüyor da upuzun gecelerin, onları birlikte yaşadığım insanların tamamını yutuyor?

ama söyle bana, sonunda boş evi gezen emlakçılaın elinde kalan mutlu fotoğraflar gibi, aslında hatıralar saklamaya değer şeyler midir ki?

bir anlam jeneratörü olarak hayata inanmıyorum. hafızamı yenmenin tek bir yolu var. varoluş ıstırabına yegane deva. bugün benim teslimiyet günüm. cesaret ve yemin. arızalı egomun ayarıyla uğraşmaktansa, önündeki koca tomruğa bakan marangoz kadar hırs ve tevekkül içinde, en iyi yapabildiğimi yapacağım. sözcükler birleştiler mi ilk defa ve masum, onlar her şeyi halledecekler. bugün, bilmemkaç ocak 2009, post # 1000. darmadağınık bir odada, v’leri basmayan gülle gibi bir laptopla, savaşım başlıyor. karnımda beni gebertmek için kımıldanan canavarlarla, mediokritenin sinsi kemirgenleriyle, gündelik yaşamın atik neferleriyle kahramanca dövüşeceğim. kan kusup “bütün gün ne yapıyorsun?” diye soranlara “kızılcık şerbeti” diye cevap vereceğim. hikayenin hayata karşı zafer bayrağını dikene kadar pes etmeyeceğim.

mutlu yıllar esme

Wednesday, January 14th, 2009

Written in ink, in German, in a small, hopelessly sincere handwriting, were the words “Dear God, life is hell.” Nothing led up to or away from it. Alone on the page, and in the sickly stillness of the room, the words appeared to have the stature of an uncontestable, even classic indictment. X stared at the page for several minutes, trying, against heavy odds, not to be taken in. Then, with far more zeal than he had done anything in weeks, he picked up a pencil stub and wrote down under the inscription, in English, “Fathers and teachers, I ponder `What is hell?’ I maintain that it is the suffering of being unable to love.” He started to write Dostoevski’s name under the inscription, but saw–with fright that ran through his whole body–that what he had written was almost entirely illegible. He shut the book.

J.D. Salinger’in 90. yaş gününde, hayatım yön değiştirdi. tam aynı anda, “squalor” kelime hazneme eklendiği sırada… Bakış açısına göre değişir, boğuluyorum hissiyle yüzme öğrenme arasındaki ilişki, terör ve hürriyet… aynı gün, iki benzer, kısa hikaye aynı şekilde sona erdi: all f-a-c-u-l-t-i-e-s intact.