Online Dating

Archive for October, 2008

Angela

Thursday, October 30th, 2008

sana beni bulduğun kelimelerden varma denemesi - 1nan goldin - joey at the ball
Çok kavga ediyorduk. Daha doğrusu o beni bileklerimden duvara, yatağa filan yapıştırıp bağırıyordu. Kollarım hep mosmordu, başım ağrıyordu. Kendi kendime şöyle diyordum: Her şeyin bir bedeli var. Gül gibi geçinenler de var evet ama bakalım onlar bizim kadar güzel barışabiliyorlar mı? Diş ipi gibi sevişiyor hepsi. Ruhları ölüyor zamanla. Kafayı fazla takmamalı. Hepsi oyun. Zaten benim şu hayatta hiçbir gerçek kaybım olmadı. Ama işte bazen yoruluyor insan. Klitorisimi onun kadar memnun eden biri karşıma çıkana kadar idare edeceğim. Mecburen.

O gece yanıma  yaklaşıp “Şu etrafındakilere bir bak. Senin yanında bunların hangisine kadın diyeceğiz?” dediğinde gülmüştüm. Mavi monde gömlek, dar paçalı kot pantalon, siyah rugan ayakkabılar, ayrık dişler. “Şanslısın” demiştim. Şanslı it. “Bursaspor’da futbol oynuyorum İnönü’de maçımız var ikiniz de gelin.” Meğer Kapalıçarşı’da halıcıymış. Fark etmez ben de avukat olduğumu söylemiştim. Felçli babamla yaşıyorum, diye de eklemiştim ha ha. Seks de rüyalara benzer, insana hiç başka ihtimal bırakmazmış ya, hala bilmiyorum beni geçirmeye kapıya götürdüğünde bir anda neden “Ben de seninle geliyorum.” dediğimi.

İçeri girince dişlerinin arasındaki karanlığı gösterecek şekilde sırıtarak “Daracıklar Oteli” dediğinde bile hatamı anlamadım. Resepsiyondakilerle hiç göz göze gelmedim. Ben Daracıklar Oteli’nin floresan ışıklarına ve 2 saatte ayrılma mecburiyetimize daha fazla dayanamayıp avukat olmadığımı ve felçli babamla yaşamadığımı söyleyene kadar, oraya bir yaz ve bir kış her hafta sonu gittik. İki defa da ben Bursa’ya gittim. O geceden sonra kapısında adı yazmayan otelin adı Daracıklar Oteli, benimki de külotsuz eş olarak kaldı. Eşmiş. Böyle bağlılık sözcüklerinin kadınları etkilediğini sanıyordu dangalak. Bana kalsa külot giyer ve onunla otel dışında hiç görüşmezdim ama hayatta her şey insanın istediği gibi gelişmiyor.

İnsanın gündelik hayatta tahammül edemediği birini son sabah sikişi kaçta olmalı?  Bence en geç sekizde. Çünkü herşey ortalığa çıkıp insanlar hayatarına başladılar mı, referanslarımız da değişir. Aslında gündelik hayatta kimse çekilmiyordu zaten ama yılların birikimi ve birlikte geçirilen azap ve mutluluklar sayesinde insan birilerine alışıyordu işte. Benimse ona alışmaya niyetim yoktu. Hayata çıktık mı sürekli soru soruyordu. Her nevi. Kadın lezbiyenlerin takıldığı yerlerde neden pisuar bulunur? Yakamoz sikişinde neden zayıf ve küçük götlüler daha başarılıdır? Kral Lear nerenin kralıdır? Gerçekten 34 yaşında mısın? Ben de, hayatta ne istiyorsun? diye sormuştum bir kere Balıkpazarı’nda. Biraz düşünüp, Seks, demişti. Bu kadar. Bu yüzden onun yılan çükü aklını simülakral açılımlar ya da emlak fiyatları ya da Dow Jones endeksi ya da takımının son yenilgisiyle bozan ana kuzusu piçlerin kullanmayı becerebildikleri tüm organlardan bin kat kıymetliydi bana. Bu yüzden son sabah sikişinden sonra hiç çekilmediği halde çekiyordum onu.

Bağırdığı zaman kendi kendime aralıksız olarak broad and yellow is the evening light diye tekrarlıyordum. Öyleydi gerçekten. Sonunda nasılsa akşam oluyordu ve sonunda nasılsa sakinleşiyor ve aslında iyi olduğumuzu hatırlıyorduk. İçimden süreki bunu tekrarlarsam zırvalarının yarısı arada kaynıyordu, ki çoğu sırf bana işkence olsun diye sarfediliyordu. “Genelev kadınlarından daha adisin” diye bağırmaya başlıyordu tam içime girerken. Çünkü mesela para sıkıştıran birine çok gülümsemiştim. Veya bluzumun meme uçları sivriydi. Veya önümüzden bisikletle geçen çocukların popo çatalları görünmüş ve ben de onları görmüştüm. Veya göğüslerim çok büyüktü. Böyle saçmasapan şeyler. Ben de bağırıyordum ama benimki bilinçli değildi, zevkten ve acıdandı. “Sus” diyordu. Hem bağırmayayım diye ağzımı kapıyor hem de beni azarlamaya devam ediyodu. Broad and yellow is the evening light

Angela’yla tanışmasam dayanamazdım. Angela’nın kirpikleri karnıma düşmeseydi, rujum kukusuna dokunduğunda rujumdan mı kukusundan mı anlamadığım mora ve şeker kokusuna  vurulmasaydım bütün erkeklere yaptığım gibi sonunda bu zırtapozu da ezmeye başlayacaktım, o da bana iyice aşık olduğunu zannedecekti ve her şey de böylece boka saracaktı. Gene de boka sardı ama Angela olmasaydı sanıyorum daha da berbat bir hal alırdı.

Memeden ayrılmanın yetişkinlikteki bağlanma fobisiyle ilişkisi üzerine çalışıyormuş. Ben de çocuk istismarıyla ilgili ne bulsam topluyordum. Bilgi acıyı dindirebilirmiş gibi. Neyse, böylece bütün gerçek aşıklar gibi biz de kitapçıda karşılaştık.

O Sylvia Likens’i anlamaya çalışıyordu, ben Gertrude Banizsewski’yi. O vaktinin büyük bölümünü çiş içen güzel kızlarla geçiriyordu, ben Jeremy Blake gibi ölü numarası yapan pezevenklerle. O yazıydı ben tura. Böylece sır ve ayna gibi, wabi ile sabi gibi, iki inatçı keçi ve inatçı iki keçi gibi birbirimizi bilmeden bulduk Angela ile ben. Angela benim kurtuluşum oldu.

Tarlabaşı’ndaki köhne küflü dumanlı gürültülü kahveye girer, ortak nokta bulmaya çalışmaktansa bol bol bahşiş dağıtarak seslerini kesmeyi yeğlediğimiz varoş sapıklarının pornocu ablayla petek dinçözün pipisi geldi diye bağırışlarına güler geçerdik. Külotsuz eş ya da petek pipisi, benim için fark etmezdi. Angela’nın yanında iyiydim, kıskanç pezevengin  zulmünden korunaklı bir yerdeydim.  O kompleksli manyakla günün her saatine yayılan bir ilişkide ne işim vardı benim? Şimdi likit gözlü angela’nın kara kirpikleri karnıma düşerken bu zaten imkansız geliyordu bana. Hata işte, insan ne hatalar yapıyor hayatta.  Deride çıkan siyah kıllı yaradan beter pislikti. Siyahtı kıllıydı yaralıydı ibne. Görüntümü bozuyordu. Asabımı bozuyordu. İçimi bulandırıyodu. Angela’ya ondan bahsetmemiştim. Duysa inanamazdı. Duysa fransızca nefret ediyorum anlamına gelen bir şey söyler veya başucundaki land of the long white cloud kitabını ısırır veya onun üzerinde asılı l’origine du monde posterine tükürür veya en kötüsü tam andie mcdowell loreal çünkü ben buna değerim diye mutlulukla saçlarını savururken televizyonu çat diye kapatırdı. Sonra bana arkasını dönüp sessizce ot sarardı. Ama söylememiştim ve bu sayede kedisi şakşuku okşayarak, o tırlarken uzun uzun hiçeşliliğin ütopik erotizmini tartışabiliyor, youtube’dan  jennifer lopezin burun karıştırmasına bakarak çukulata parçalı dondurma kaşıklayabiliyor, holdeki kakütüsün boşaltımı sırasında ortalığı istila eden böcekleri kahkahalarla kovalayabiliyor, eğer yeterince sarhoşsak sevişme öpüşme çıplak durma oyununu oynayabiliyorduk. Daima ben kaybediyordum. Kaybetmekten ilk defa bu kadar mutlu oluyordum.

Ama pek tabii her şey bu kadar güzelce devam etmedi. Kalbi neyle ölçeriz?  Zamanı neyle ölçeriz? Nefretle başa çıkabilmek konusunda deneyimsiz birinin nefretinden nasıl korunabiliriz?

Mahalledeki eğlencede göbek atacaktım. Yağmur yağıyordu. Onun kampta olduğunu sanıyordum. Külotsuz eşim donuna hakim ol, demişti pis pezevenk.  Vajinam tapulu malı ya. Muşambaların altına girene kadar kıçım donmuştu. Angela dışardaki banklardan birine oturmuş erkek kılıklı kıllı lezbiyenlere küçük kızlarla seks hikayelerini veya rüyada çiş damlamasının psikanalitik çözümlemelerini veya o tarz bir şeyler anlatıyordu. Kerim abi mikrofon sesini nasıl kapatırım diye uğraşıyordu. Yağmurda boyalarım akıyor, soğuktan çenem ağrıyor kıtırdıyordu. Onların orda ısıtıcılar vardı ama sazcılarla benim, havamız kaçmasın diye arkadan girmemiz gerekiyordu. Derme çatma perdenin arasından görmüştüm Angela’yı. Peruk takmaya bayılırdı. Kalabalıkta Filiz Akın peruğundan seçmiştim onu. Uslu kızlar gibi organik şampuanlardan yeni moda elbiselerden insafsız erkeklerden değil, basbayağı sarı sarmaşık sexten bahsettiğini yanındaki kavruk sevicilerin yalanmalarından anlayabiliyordum. İşimize bakalım, diye düşündüm. Broad and yellow is the evening light

Oğlanlar çevremi tuttular başladım programa. Etrafa bakmıyordum. Fazla göz teması olursa başım dönüyor. Angela ortalarda yoktu zaten. Keyfim yerindeydi, adamlar kıçıma göğsüme para sıkıştırmaya başlamışlardı. O sırada işte, ne olduğunu anlayamadan boksurat saçıma yapıştı. Oğlanlar bunun üstüne çullandı bu bana mısın demedi saçımdan sürükledi beni. Yağmurun altında saçımdan çeke çeke arka tarafta bir viraneye soktu beni. Ateş yakmış. Şarabı şişeden içiyoruz, dedi, kafaya dikti. İyice sıyırmış olduğunu anladım. Angela’yı duymuştu besbelli. Eşşoğleşşek kampta sıkıntıdan muslim girls having sex teenage cunts fucked by horses internetin başına yapışmış aklını yemiştir. O kuduruk vaziyette bunu duymuş çıldırmış, şairler gibi içinden kavrulmuş bana hiddetlenmiştir. Bastı tokadı. Gözümün önünde yıldızlar çaktı. Viranenin duvarlarında sevgilim öldü dayanamıyorum onsuzluğa yazıları… Bilmiyorum içip içip bu mu yazdı yoksa takdiri ilahi mi artık. Orospu, dedi karabiberöğütücüye çeviricem seni. Bok mu vardı?

Seni özlemeyi götüm yemiyordu, dedim. Şarabı kafaya dikti. Bir tane daha geçirdi. Burdan çıkamayacağım, diye düşündüm. Peşimden kimse gelmedi. Herkes kendi aleminde. Zarife topluyordur bahşişleri. Sabaha bulurlar allar pullar içinde lime lime beni bu bok çukurunda. Siyah rugan ayakkabılarıyla geçirdi tekmeyi kasığıma. Nasıl bağırıyor. Beni kandırdın! çünkü korkaksın free-lance aşık fasit ya broad and yellow is the evening light

Vurdukça vurdu. Ağzıma kan doldu. Bir baktım Filiz Akın saçlarıyla Angela, serap gibi geliyor. Benimki boş şarap şişesini duvara vurup kırmıştı. Angela’yı da gebertecek diye düşündüm. Hepsi benim yüzümden. Filiz Akın saçları kara kirpikleriyle topuklarını tıkırdata tıkırdata Angela, geldi. Eğildi, elindeki sarmayı ateşte yaktı. Buna uzattı. Dedim ki şişeyi şöyle bir geçirecek güzel suratından. Götveren aldı bir fırt çekti. Angela hiç bana bakmıyor, sanırsın oturmaya gelmişiz. İndirdi kırmızı paltoyu omuzundan, kaldırdı eteğini. İkisi sikiştiler.

Feci bir şeydi. Keşke gebertmiş olsaydı beni orospuçocuğu. Erkeklerin birbirine sikişine bakmaktan beterdi. İkisi öyle ayakta köpekler gibi sikiştiler, acıdan vajinamın içi şişti. Bir daha iflah olmam ben, dedim. Broad and yellow is the evening light Pezevengin ağzında Angela’nın cigarası, oramdan buramdan bahşişleri çekti aldı.

Sonra da siktirolup gittiler.

salladığın hançer kalbime değdi

Thursday, October 30th, 2008

madonna - sex

Top Search Strings for loriginedumonde.com:

1       l’origine du monde
2       iki inatcı keçi
3       klitorisimi
4       monde gömlek
5       aksanlı harf nedir
6       angela
7       beni kandırdın çünkü korkaksın free-lance aşık fasit ya
8       benim şu hayatta hiçbir gerçek kaybım olmadı ama işte baz
9       broad and yellow is the evening light
10     daracıklar oteli
11     deride cikan siyah killi yara
12     erkeklerin birbirine sikişi
13     fransızca nefret ediyorum anlamı
14     genelev kadınları
15     gertrude baniszewski
16     göğüslerim çok büyük
17     hiçeşliliğin ütopik erotizmi.
18     inatçı iki keçi
19     içime girerken
20     jennifer lopezin burun karıştırması
21     jeremy blake
22     kadın lezbiyenlerin takıldığı yerler
23     kaktüsün boşaltımı-
24     kalbi neyle ölçeriz
25     karabiberöğütücü
26     kral lear nerenin kralı
27    köhne küflü dumanlı gürültülü kahveye girer ortak nokta
28     külotsuz eş
29     küçük kızlarla seks hikayeleri
30     land of the long white cloud adlı kitap
31     likit gözlü
32     listen protect me from what i want
33     lonely ve alone arasındaki farklılıklar
34     loreal çünkü ben buna değerim
35     meaning koptu kopacak
36     meme uçları sivri
37     memeden ayrılma
38     mikrofon sesini nasıl kapatırım
39     muslim girls having sex
40     nefretle başa çıkabilmek
41     organik şampuanlar
42     petek dıncözun pipisi
43     popo çatalları
44     pornocu abla
45     rujum kukusu
46     rüyada çiş damlaması
47     sabah sikişi saat kaçta olmalı
48     sakşuk
49     sarı sarmaşık sex
50     seni özlemeyi götüm yemiyor
51     sevgilim öldü dayanamıyorum onsuzluğa yazıları
52     sevİŞme ÖpÜŞme Çiplak durma oyunu
53     simulakral
54     siyah rugan
55     sylvia likens
56     vajinamın içi şişti
57     wabi sabi
58     yakamoz sikişi
59     zamanı neyle ölçeriz
60     zayıf ve küçük götlü
61     çenem ağrıyor kıtırdıyor
62     çiş içen güzel kızlar
63     çıldırmış şairlerin
64     ıkısı sıkıstıler
65     şarabı şişeden içiyoruz

sana bu defa beni bulduğun yollardan gelmeyi deneyeceğim.

golden shot

Thursday, October 23rd, 2008

nicola ranaldi
bu birazdan silinecek zaman dilimi içinde
tek gerçek bulunduğuna inandır beni hadi
şehvetin ağır kokusu sızarken masumiyeti
konfetiler gibi üstümüzden silkelemeli
akşam büyük harflerden herhangi biri
tutkunun okuma bayramındayız
kalbimizden havalanan kuşlar
(kulağıma fısıldadığın bu işin küçük bir kısmı)

saçlarım kalçalarım bakışlarım
şişe açacağı sigara pakedi patlamış mısır
orda bir adam bana bakıyor, keşke
gölgeli tozlar gibi uçuşabilsek biz de
lambayı kilitle herkesin gözkapaklarını
zımbalayalım sandalyeleri kahkahalarla kıralım
ev sahibi çatlasın biraz önce
halıyı silerken gördüm onu, yalan lekeleri
senin H dediğin de yalan
dilin derin sulu bir şeftali
lezzetli damlalar serpilsin onlar
(cümlemizin noktalama işaretleri)

bunlar giysileri ve geçmişleriyle tanımlanan kişiler
alkolle az sonra çıtırdayacak kestaneler gibiler
biz
geceyle beslenen ve
gökyüzünün karşı konulmaz çekimiyle
tavana yapışmak üzere fışkıran kötülük çiçekleriyiz
tenlerimizi rengarenk ve ılık
bir karışımda eritmeye hazırız artık
gel
(omuzundaki akrep de bu işin bir parçası)

beni tıpkı anlattıkların gibi
tüm incelik ve ayrıntılarımla
zihninde kurguladığını bilmiyorsun daha
düşünle sınırlıyım bir solukta tüketirsen
ani bir yoklukla karşılaşırsın sonra
bütün eller dudaklar ve sana değebilecek
ne varsa düşmanımdır
(bu da işin önemli bir yanıdır)

adını tekrarlamak istiyorum
yüzünü tekrarlamak
ilk kaybolacak olan onlar
büyük patlamadan geriye
yapışkan bir izden başka şey kalmayacak
uğruma hiçbir şey feda etme istemem
seninle kırmızı bir yatak hazırlayalım
ve onu varlığımıza yaslayalım
kendini balkondan atmaya kalkmışsın
elde var bir kavuşma bir ölüm
bir öpücük daha ver bana
işin tamamı budur sevgilim.

libido

Wednesday, October 22nd, 2008

irving klaw - tied on bed
Yaşadığım evin kapısında ilk kalışım değil. Hayat bu… Üstelik benim hayatım bile sayılmaz. İnsan kendini hiçbir şeye fazla bağlamamalı. İçerden sesimi duymayı bekleyen var mıydı? Bilinmezler üzerine düşünmek faydasız.

Bu ani, uzun ayrılık boyunca ayarı bozuk musluğu açılıp gideri tıkanan bir havuzun ne kadar zamanda dolduğunu, yaşayarak öğrendim. Her defasında, şu aşağıdaki lanetli kızın insana kendi çaresizliğini hatırlatan flu yüzüyle karşılaşmaktan artık korkuyordum. Oysa Kortel korusunda, yüksek gerilim hattına bitişik, dört odalı, havuzlu bir daire mutluluğumu belirler, kesinleştirebilirdi, bundan emindim.

Huzur bulmakla sosyal olmak arasında yaptığım seçimlerden birinde, insanların ikinci görüşlerinde neden beni değil de seni hatırladıklarını sorduğumda “Çünkü kayıtsızsın.” dedin “Umurunda değiller.” Bu zorunlu esaret sırasında, aynı zaman ve dünyayı paylaşmak zorunda olduklarımı da umursamayı da öğrenebilir miydim?  İnsanlarla göz göze gelmeyi, onlara ilgi ve ihtiyaç duymayı, varoluşumun herkes tarafından, sürekli teyidiyle tatmin olmayı becerebilir miydim? Bunların önemi yok. Sessiz kalarak, elleriyle iş yapan bir erkeği, o beni fark etmeden izlemeyi tercih ederim. Ya da Büyükada’da rahiplerin ruhlarını arındırmak için kapandıkları sanatoryumun penceresinde kışı beklemeyi.

Kitap okuyamıyorum. Benimkiler çalındığından beri kelimelere dayanamaz oldum. Yeni bir hayata hazırlanıyorum, insan dekorasyon ve yemek fotoğraflarına bakarak pekala bir ömrün nasıl geçtiğini unutabilir. Saçlarımı tarıyorum. Çok uzamışlar. Aynaya bakıyorum. Ne kadar karışıklar. Ojelerimi diziyorum. Kitaplarımı diziyorum. Ayakkabılarımı diziyorum. İnsanlardan çok ojeler, kitaplar ve ayakkabılarla ilgilendiğimi söylediğinde hoşuma gidiyor. Sonra bir gece, “Bir de bunu denesene” diyorsun.

Kapı açılıyor.

“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” diye düşünüyorum. Daima ertelediğin ama sonunda daima bildiğin için…

Velhasıl, daima aklımdaydın. Unutmak diye bir şey yok. Hayat insanı, sadece sıralamayı değiştirerek kurtarıyor.

Kaybolan kelimelerin gittiği yerden dönüş var mı? Gel bunu da yaşamadan öğrenelim.

nihayet

Tuesday, October 21st, 2008

geof-kern-hair-and-butterflies-flying.jpg

Yeniden başlamak yoktur
iyisi mi
zamanın olmadığını söyleyelim.

-İlhan Berk