sonsuz ağaç
Friday, May 30th, 2008
hummalı histi aşkın
ateşli hastalık gibi,
beni yarı bilinçsiz
uzaklara götürür getirirdi.
gümbür gümbür sarsılır da,
bir türlü haykıramazdım
ateşli hastalık gibi,
karşı koyamadım.
ah o hummalı hissi aşkının
tamamen teslim almak için beni
mutlak karanlığı beklerdi.
düşlerimde devinir durur,
“rüya değil bu, inan” diyen sesine
tutkuyla uzanırdım
gözyaşlarımdan sıcacık
ıslanırdı tenin,
halime ağlardım.
hummalı histi aşkın.
bütün o kızları nasıl öptüğünü düşününce
onları senden çıkartmak için,
ah bütün o kadınlar kızlar-
geçmişi yerinden koparmak için
imkansızca çırpınırdım.
senin belalı aşkın…
belki aşk da değildi
tutku, sevda, ihtiras
bütün o kocaman sözlerden farklı bir şeydi.
ben çözmeye çalıştıkça,
kendine dair bütün tanımları yıkar geçerdi.
dile gelmek için
yeni bir dil gerekti bana o zaman.
hummalı histi aşkın…
yıllarca senden uzak,
yokluğunu bağrıma bastım.
sen kendinden vazgeçtin de
ben o saf, kutsal, küçük şeyler adına
bekleyenlerin nefsindeki
anlaşılmaz şeyler adına
vazgeçemedim.
hummalı hissi aşkının
sönmedi silinmedi.
sadece katı, köşeli durumlara dayanamayan kalbim
yuvarlak, yumuşak bir yalnızlığa bürüdü beni
yok, yakınmıyorum.
artık içimde çiçek, kuş ve çarpıntıdan çok
gökyüzü ve toprağı barındıran
sonsuz bir ağaç var çünkü.






