bugün ne giysem?
Wednesday, October 31st, 2007
tamir edilen hidrofordan akan su leş gibi benzin kokuyor. canı hangi saatte hangi gazeteyi isterse onu bırakan kapıcı ve ailesinin yaşadığı delikte her akşam kızartılan balık, depoladıkları soğan ayakkabı plastik eşya böcek ve diğer dairelerde pişen yemekler sifon sesleri mutfak kavgaları ve diğer şeylerle kımıldayan apartman boşluğu ne zaman infilak edecek? her sabah alt komşunun oğlunu yuvadan almaya gelen ojeli kız asansör kapısını açık tutuyor, yürüyerek iniyorum yanlarından. ahşabın berbat tonlarında, mimarinin olmadık dönemlerinin taklidi şekillerde kaplamalı, çelik, muhtelif paspas, gazete sepeti ve hatta plastik çiçek dolu mermer tarh ile farklı kılınmış kapıların yanlarından iniyorum. lohusayken üzerime yürüyen lanet ihtiyar, gazinocular kralı ve dansöz ilişkisinden mevcut cazgır sarışın ikizler, kendini oynayan yapmacık emekli bekar bankacı saide hanım, meçhul ingiliz gay çift, 5 yaşındaki kızına “ben sana hasta olmıycaksın demedim mi!“ diye bağırıp duran dudaksız kadın, kapıların arkasındaki hardal sarısı duvarlı, tozlu sehpalı, yatak başlı, aşksız yuvaları bunların. girişte star tv yüzünden iflas etmiş prodüksiyon şirketine gelen icra mektupları. az kaldı. birazdan dışarda olurum. hemen arkasından arabada. müziği iyice açarım. sonra. gene akşam olana kadar apartman teröründen muafım.
geri dönüyorum. yuvadan gelen kız ve almaya geldiği çocuk gitmişler. eve giriyorum. yemek masasının üzerindeki bozuk kartell lambayı parçalayarak söküyorum. mutfak penceresinden aşağı. çalışmayan telsiz telefon. o da aşağı. çizik teflon tencereler. kahverengi olmuş süngerler. bilmemkaç yıllık bayırturbu sosu, polenta, cranberry reçeli, hindistancevizi suyu. peynir, barbunya, bira, süt, üzüm, domatesler. hızla, kuvvetle. sanki bir fon müziği var (hey girls) gürültü duymuyorum. güneş öncesi kremler, güneş koruyucusu kremler, güneş sonrası kremler, gündüz kremleri, gece kremleri, gündüz maskeleri, gece maskeleri, saç kremleri, köpükler, spreyler, traş bıçakları, traş kremleri, organik diş macunları, organik şampuanlar, diş fırçaları, içlerinde bulundukları dibi kararmış kupalar, farklı aromalarda banyo köpükleri, süngerler, fırçalar, boynuma batan yün yastıklar, paltolar, kalemler, terlikler, bornozlar, sabahlıklar, kulaklıklar, cdler, printer, donlar, tişörtler, kazaklar, şortlar, ayakkabılar, çekecekler, ayakkabı boyaları, ilaçlar, askılar, kablolar, sütyenler, başka kremler ve şişeler ve kağıtlar ve dergiler, evraklar, zarflar yüzlerce, bıçaklar, çatallar, pasta kalıpları, kül tablaları (hey boys) bu lambayı berlin’den taşımıştık, bu vazo canan’ın hediyesi, elektrikli kalorifer, artık sayamıyorum, daha ne çok şey var, ne kadar çoklar, saymakla bitmez, kullanmakla, saklamakla, temizlemekle, korumakla, tamir etmekle, bitmezler. here we go. BIG BANG. apartman boşluğundan havai fişekler. “gürültüden korkma” diyorum kızıma. bütün büyük şölenler gürültülü olurlar. ışıkların tadına var. bugün cadılar bayramı.
doğanın güzelliklerine ilgim yok. ama bu sessizlik var ya. bir ses işitmeye çalışırken uyuyakalınabilir. yaprakların renklerine bak. aynı ağaçta kızılın turuncunun yeşilin yüzlerce tonu. renklere bakarken hafıza kaybedilebilir. doğaya ilgim yok. ama bu sonsuzluk var ya. bu insansızlık. bir insan leşi canlısından daha faydalı olabilir. bak sincap. bak keçi. her renk boy ve dokuda mantarlar. gel bunları toplayalım. öğlen ateşte kızartıp yeriz. bugün cadılar bayramı.




