i love you. oh no!
Tuesday, July 31st, 2007
bir ayda 2 cep telefonu kaçırınca, düğünümde çalınmasından 2 yıl sonra başka bir şehirde mahir türk polisi tarafından yakalanmış emektara döndüm. çalınma riski sıfır, şarjdan çıkarıldığında izin verdiği konuşma sayısı bir, mesaj kapasitesi on, çaldığında çantada ele gelme yüzdesi yüz: fallik dostların en ideali. dün bilmediğim bir numaradan (adres defterim olmadığı için bana her numara muamma, o başka) bir mesaj geldi: “bana aşkı tek kelimede anlat !”
burnumu kaşıdım, kafamda viki ampulu yandı. mesajı hemen sildim, geri kalan dokuz taneyi de.
ılgaz, annemin egzantrik arkadaşı kızıl topuzlu gülnur teyze’nin benden 2 yaş küçük kıvırcık oğluydu. bana aşık olduğu annesi tarafından her fırsatta belirtiyordu. gülnur teyze’nin ne kast ettiğini anlamıyor, anlamakla ilgilenmiyordum. çünkü ılgaz’ın bana aşık olmak için geçerli bir sebebi yoktu, sayemde ergenliğe geçiş yapıyordu sadece.
ama benim vardı, ilk kez biriyle öpüşmüş, onun teninde öbür dünyayı ziyaret edip dönmüştüm. aklımın almayacağı kadar aşık olup, yıllarca ıstırap çekmek için fazlasıyla sebebim vardı. işte bu sebeple o akşam gülnur teyzeler misafirliğe geldiğinde de odamda kalmalıydım.
yatağa büzülüp yine depresyon ve edebiyat arasındaki ipin kimbilir hangi yerine tutunmaya çalışırken dış kapının sertçe çarptığını duydum.
ertesi gün gülnur teyze geldi. “ben söylemiştim sana…” dedi, bariz bir nefretle. bir daha ılgaz’ı hiç görmedim.
teoman yazlıktan bir büyüğümüzdü. bana aşık olduğu arkadaşlarım tarafından her fırsatta belirtiliyordu. sürekli bizim gruptaki tanıdıklarıyla mesaj gönderir, mesajların içeriği bana iletilmek yerine aralarında birer fıkra, teoman da verimli bir alay malzemesi haline gelirdi.
o yazlıkta geçirdiğim 5 yıl boyunca bir kere konuştu benimle, st. joseph’de okuyordu. bir gün yaz sıkıntısıyla bir fransızca kitabı birinin elinden kapmış, okuma taklidi yaparken ben yanımızda belirdi. herkes sırf teoman’ın gelişi yüzünden gereksizce hareketlendi.
o, “devam etsene” dedi sakince, uydurmasyon fransızcamla okumayı sürdürdüm.
“bu kadar güzel fransızca konuşanı duymadım.” dedi.
yüzüne baktım, yıllardır abuk bir efsane haline gelen aşkı ifşa eden bir ifade, bir başkalık aradım, yoktu.
gerisi hikaye, sarılmak isterken patlatılan göz işte, bildiğin…



