the science of nymph
Wednesday, February 28th, 2007
“evet, tecrübe abartılıyor. playstation, secondlife, biz bütün kampanyaları daha fazla deneyim üzerine kuruyoruz.” mehmet’le kahve içiyoruz.
öyleyse bana n’oluyor? beton manzarası karşısında kelime kanaviçesi işleyen dantelalı masumiyet savaşçısıyken nasıl kapıldım bu furyaya? nasıl oldu da ani bir kompleksle tepinmeye başladım? “kaç kişiyle yattın?” diye soruyorum önüme gelene. kadınlar arasında maksimum sayı: 40. ama bil bakalım en düşük skorlu kim? kırkı aşan omuz silkiyor, bunun kendisine yatakta kaydadeğer avantaj sağlamadığına beni temin ediyor. niceliğin ne önemi var? önemli olan… süreklilik? idrak? nitelik? “ama ama, bu güne kadar sadece birkaç kez restoranda yemek yemiş olsak lezzetlisini nasıl anlardık?” kendi kendimi çürütmeyi de biliyorum: “harika yemekler yapan bir eşten…” “peki onun yemeklerinin harika olduğunu nasıl anlardık?” tecrübeyi pompalarken tecrübe etmeden deneyim kazanma şansını da sunan çağımızın envai çeşit mecrasından mı?
larry clark impaled’de ergen delikanlılar arasından seçme yapıyor: pornoyla büyüyen yeni neslin gençlerine fırsat:“kendi pornonda oyna”. hepsi neyi sevdiklerini belirlemişler: “azıcık pataklamaktan, boğazını sıkmaktan hoşlanıyorum ama kedisinde bir tane kıl bulursam kesinlikle yalamam.” “arabamda altı televizyon var, park edip hepsine porno takıyorum. gelen geçenle beraber izliyorum” “hükmederek başlatıp hükmedilerek bitirmekten hoşlanıyorum”
biraz daha ıkınsa placebo’ya solist olacak, efemine genç işi kapıyor, rol arkadaşını seçmek üzere porno oyuncularıyla mülakate giriyor. 40 yaşında olduğunu söyleyen taş vücutlu pro pornocu abla anında sadede gelerek temas ve ihtimam gösterirken, h&m tezgahtarı görünümlü genç sanatçılar, işi alırlarsa çocukla sikişmeyecek de gömlek dizecekmiş gibi ciddi ve teknikler. tahmin ettiğim gibi brian molko kıdemli pornocuyu, gergin gençkızlara yeğliyor “olgun kadın büyük hayalimdi”.
çekim sırasında ikisi de spor çoraplı, biri lastik ayakkabılı. mahirler, bir öyle bir böyle şekil alıp kibarca sikiştiler. sonra oğlanın en çok istediği anal mevzuya gelindi. çekim bitince “hoşlanmadım. penisim boka bulandı” dedi. böylece benim de ilk porno seyrim sona erdi.
“peki kimya?” diye sorasım geldi, cinselliğe çilekli lolipopla vanilinli gofret arasında seçim yapar gibi netlikle yaklaşabilmelerine, tahteravalliye binermiş gibi sıradanlıkla sevişebilmelerine gıpta eden kendime. sevişmeyi aşktan, tutkudan, gizemden ayrıştırmak bu kadar mümkündü de ben tahteravalliye binmek için “doğru insan”ı seçmekle cebelleşerek büyük salaklık mı etmiştim? orta ikide kendisine aşık olduğum halde bazen derslerinde uyuduğum mr. altuğ’un tahtaya yazarak vurguladıkları arasından kadın ve erkek seksüalitesinin, ihtiyaç ve arzu kapasitesinin eşit olduğuna inanarak iyi, ilk birleşmenin çok önemli olduğuna, sekse aşkın gerektiğine, aşksız seksin boş ve riskli olduğuna inanarak kötü mü yapmıştım? ama insan seksle meydana geliyordu, insan yapmak istemediğim insanla seks yapmak viktoryen zihnime ters geliyordu (%100 garantili doğum kontrol yöntemi bulunmadıkça saçmaladığıma inandıramazsın). etrafımdakiler zührevi hastalıklarla, am bitleriyle uğraşıp, kürtaja giderken yanlarında çağırırken, seksimi sırça sarayda saklamaktan memnun ve mağrurdum. kuleden sarkıttığım saçlarımı yolup beni hapis bırakan perukçular kahrolsun.
40 skorlu arkadaşım “inan anlamı yok” diyor “hem bence sen çok insanla yatsan etkilenirdin, kaldıramazdın.” bunu bilmenin bilimsel bir yolu olmalı. eksik tecrübelerimin, yabancı bir ülkede kendimi daima güvende ve güvenli hissettiren ekip ve ekipmandan uzakta yaşamamış olmanın, aşık olmadıklarımla aşık olmadığım, aşık olduklarımla aşık olduğum için yatmamış olmamın kaybettirdiklerinin kazandırdıklarına oranı ölçülüp önüme bir excel dosyası, hatta bir sliding doors 2 filmi kopyası olarak sunulmalı. artık rahatlamalıyım, ona karşı yeterince kabullenici davranamadığım için daima vicdan azabı çektiğim mehmet “sen çok açık birisin. hiçbir şeyi yargılamazsın.” dediğinde artık inanmalı, hesabı istemekte ondan önce davranmamalıyım. sıcak kahve, sudaki köpük baloncukları, tepemden geçen bulutlar, rastgele seksin tortuları, bekar evinde başka kimsenin ütülemediği çarşaflardaki izler, bunlar ölçülemezler. bardağının, gözünün, kalbinin, şansının kabul ettiği kadarını alır, hesabı istemekte aceleci davranmazsın yeter.




