hiatus
May 14th, 2008 
iki doğumgünü: bir kırk, bir yirmiüç yaş. slav akademisyenle ikinci karşılaşma. bazen sesimin tonunu itici derecede yükseltiyorum. dikenli tel çekmenin bin yolu var. yanıma geliyor. “biraz önce biz derken sen ve kimi kast ettin?” “ben ve kocam.” “demek evlisin. bu hiç şansım yok mu demek oluyor?” avukatımı istiyorum. avukat istemiyorum. karnım ağrıdığı ve vücuduma daha fazla ihanet etmek istemediğim için sürekli içki isteyip geri gönderiyorum. heyecanlı bir kadının çarptığı bardak yere düşüp parçalanıyor. küçük cam parçaları eteğimin altından bacaklarıma saplanıyor. klozette oturup kalmam bacaklarımda bulamadığım cam kırıklarının murakami’nin hikayesindeki kulağa kaçıp kadını içerden kemiren minik sinekler gibi vücudumda dolaşıyor olmalarından mı yoksa muhtemel bir ishalden mi bilmiyorum. yaşamak ve kitaplar, karşılıklı dışlarlar, örneğin F1 partisinde kitap okunamaz. yaşam iç sıkıyorsa kitaplarda fayda var. kureishi, murakami, coetzee’den seçiyorum. sen doğru bulmadığın için buradan müzik, kitap, film tavsiyelerini kaldırmıştım ama bundan sonra susup sadece bunlara işaret etmek istiyorum. insanın kitap ya da kitap eleştirisinden başka şey yazmaması gerektiğini düşünüyorum. mektuplar ve günlükler ve e-mailler ve toplantı notları ve iyi dilek mesajları ve terk notları… hepsi boş. ancak kitaplar, kitap eleştirileri ve bir rujdan müteşekkil bir ayna iç sıkıntısını çatlatabilir. sonra yaz gelir.






