The expense of spirit in a waste of shame
Is lust in action; and till action, lust
Is perjured, murderous, bloody, full of blame,
Savage, extreme, rude, cruel, not to trust,
Enjoy’d no sooner but despised straight,
Past reason hunted, and no sooner had
Past reason hated, as a swallow’d bait
On purpose laid to make the taker mad;
Mad in pursuit and in possession so;
Had, having, and in quest to have, extreme;
A bliss in proof, and proved, a very woe;
Before, a joy proposed; behind, a dream.
All this the world well knows; yet none knows well
To shun the heaven that leads men to this hell.
Sonnet 129, Shakespeare

nerden başlasam? dövmelerden? o günden önce dövme yaptırmadıysam bu tenime kazımağa değecek bir görüntü bilmememden çok, mürekkeple olan ilişkimdendi. aklın ilişkisi bittiğinde teninki başladı. neyi gösterdiği önemli değil mürekkebin. zerki önemli. dövmeler, -hepsi iltihaplanıp akan, şişen, kapanan- delmeler, acaip saçlar, acaip kaşlar, bütün bu kozmetik şeyler, bunlar neyi söyler, neyi bitirirler biliyor musun? neden pantolonunu yırtarsın neden kaşını maviye boyar neden sivrilir keskinleşir bozarsın kendini acıtırsın, neden kimseyle hiç göz göze gelmeden, neden burnuna çeker, kibriti çakar, melodik şarkılardan, romantik şehirlerden, jöle suratlı adamlardan karanlığın gürültüsüne. koşarsın. nefesin Bach’a ritmli, geceyi şehri bedenini bitirebilmek için. koşarsın.
ama bitmez ki. çünkü uyumak için bir yere dönmek zorundayız. gözlerimizi bir şekilde ertesi sabaha açmak zorundayız. kaşmir atkılar, tuvalet kapılarındaki kilitler, internet dehlizleri, kokain bunun için var. kaçacak bir yerimiz olsun: kesin unutuşun yeri. öyleyse bu şarkı boşalırken bile unutamayanlara gelsin. o kadar kısa bir unutuş ki farkına bile varamadık. bu yüzden tekrar, unutmayı daha kolaylaştırabilecek bir yenisiyle, belki bu defa…. sonuçları güvenilir kılmanın yolunu biliyoruz artık: parametreleri sınırlamak.
(‘ne kadar güzel bir gülümsemen var’ benden, git git git, işte bu kadar adım uzak dur diye. beni merak etmekten vazgeç diye. bana asla aha bundan fazla yaklaşamayacağını anla diye. bunun için gülümsüyorum, bende işine yarayacak bir şey olmadığı için. tebessüm standart. çiçekte yara. amda yanık. gelme diye gülümsüyorum, yüzüne bakıyor muyum gülümserken. görüyor muyum seni. kendini görmek için geliyorsun ya. burası yokluğun. şimdi siktir ol git.)
anın önemi yok artık biliyorsun. kaydın önemi var. aslın değil suretin saltanatında kaçacak bir yerimiz olsun isterdim. işte şimdi burda, boğazı, kadehi, yüzümü çekerken sen. bir tane çakıp bizi utanmadan dışarı, alemin hafızasına fırlatırken örtüyü çektiğim gibi hepsini suya atmadıysam, daha büyük bir sonuca varmak için. metal. mürekkepli.
(utanca gelmem lazım. utanca gelmem lazım ama sudaki balık gibiyim, suyun neresinden tutup da varlığını gösterebilirim.)
sevdiğimi sikememem bundan. nefesim -acı-sız-lıktan- tamamen kesilmek üzereyken ilk karşıma çıkan tuvalete kapanıp otuzbir çekiyorum. şöyle bir ılık iz kalıyor arkada. aceleyle çıkıp boş, tekdüze hayatımı sürdürüyorum. kimseye bir zararım yok. tehlikeyi en tehlikeli yerinde boşalarak önlüyorum.
Adaletin olmadığı yerde iki ihtimal var: utanç, intikam. brandon, lisbeth. boşalma, imha. intikam utancı geçirmez ama sana otuzbir çekmekten daha geçerli sonuçları olduğunu ispat edebilirim. işte, binlerce defa tekrarlanabilecek olan varken, birazdan kaybolacak bu canlı performansın tek izleyicisisin. bundan gülümsüyorum cicim.
düğmeye basıyorum. biz de standard’ın camına yapışıp sevişmiştik ama şimdi çağırsam gelmezdin. belki de haklısın, tekrar edilebilir (sonsuz defa ama sıfır değil 1) sonuçlar zamanında yüzleşme gereksiz bir risk. öyleyse neden burdasın? (dudağımın içi kanıyor. kahkahalar atıyorum. dişimi tutsan elinde kalır)
şimdi zevkine varalım, tadını çıkaralım, hakkını verelim. çünkü kaydı var ama tekrarı olmayacak. (koşarak geldim. sana değil intikama. gördüğümü sana da göstermeliydim. kapıyı kilitledim, ışıkları açtım. gece şehir bedenlerin arasındaki infaz sırasında haykırıyordum. sen elini ağzıma bastırırken kahkahalarımla çatırdadı yatak. mandalina kabuğunda ısırığım. taptaze. acı. sanki dalından şimdi almışım. kısa, kanıtı olmayan bir hoşnutluk anı. güzel yüzüme iyice bak. güzel ağzıma iyi bak. birazdan seni yutacak. elimdeki alete bak tenin altından nasıl kanlı bir harita çıkaracak. önce gelip gelebileceğinden kat be kat fazlasını var gücümle içime çekeceğim. sonra keskin dişlerimle o aptal kafanı mantarından kopardığım gibi tükürüp atacağım.
kayıt sende kalacak. her zaman yaptığın gibi defalarca aynı güvenilir sırada izlemen için. tekrar tekrar.
elveda korkunç şey. sana mahvettiğin masumiyetini geri verdiğim için bana teşekkür etmen gerekir.)