
aktim var. ters çalışan bir kafa ve v’leri basmayan klavye sahibi için tehlikeli vaziyet. bu yüzden bu vakitte hayata girmeye çabaladım, gerçek ve ortak olana. mesela işte o bahsettiğim kamusal alanlara. süpermarketlere, bir tanesini seçtim, defalarca. her ziyarette onlarca şaşkın tur atarak, sonunda, defne yaprağının, fındık yağının, günlük sütün yerini öğrenene kadar… güzel bahçelere yapılan floresan lambalı vinil zeminli çirkin binalar, konuşurken dudakları dışında bir yerleri kımıldamayen öğretmenleriyle okullara. bunlarla nasıl hayal kuracak, hayatı değiştirebileceklerine inanacak çocuklar? yemek kitaplarıma geri döndüm. eve sandalye sayısından fazla misafir çağırıp, ödünç peçeteliklere rengarenk peçeteler yerleştirdim. bir miktar edebiyat, bir miktar hayat: günlerim böyle geçti geçti. günlerin bu kadarcıkla geçebilmesine hayret ettim.
başa döndüm. “neden yaşıyoruz?” diye sordum. ömür dediğimiz, zamanın geçişini kolaylaştırmaya çalışmakla geçen süre midir? metroda yaşının üstünde yaşlanmış kadına, may kasahara’ya, her gün şöförle spora, kışın kayağa, yazın çeşme’ye giden lise arkadaşıma, yeni bir kartı lanse eden reklam filmine, ajda pekkan’a. yaşadığımızı hissettiğimiz anları, gündelik devamlılığın azaplarıyla geçen zamana oranlarsak dükkanı acele kilit vurmamız gerekmez mi? yaşamamak bir alternatif olmadığı için, dediler, koro. halbuki bütün kadınlar gibi benim kurtuluşum da bir tatlı yalana bakardı, yılda bir defa açtıktan sonra ölen nazlı bir çiçek, hepimizin karnında parıldayan gizli bir yıldız. kanıt aramazdım.
bir evin her allahın günü binbir kimyasalla baştan aşağı temizlenmesi ve her allahın günü tencereye pişecek bir şeylerin konması mecburiyetine, ve her ay durmadan yapmazsak bu mecburiyetlerin ne olacağı meçhul ödemelere, birbirimizn genzine her allahın günü kriz diye parmak atarken hala arolduğumuzu para saçarak ispatlama gayretimize, gaipten bir fısıltı desin ki: “mana bundadır. bunları yapacaksın. her gün. aksatmadan. ibadet gibi. gaflet arayıştadır. rutinin seni uyuşturmasına izin versen huzura varırsın.”
bütün bu olup biten manasız etkinliklere bir alt metne, derin bir öteki yüze kolayca inanabilirdim. aynanın sırrını çok bekledim.
bu yüzden gelemedim. hiç olmazsa bunun karşılığını almayayım dedim. ayna kırılsın. arkasında fokus grup müşterileri gibi çenesini kaşıyanlar yok bunun. iki yüzü var, ikisi de yalnız karşısındakini gösterir. ayna kırılsın ama biz gene de yüz yüze gelmeyelim seninle. sırrımız baki kalsın.
beni anlayan sensin. bu yüzden şimdi bu gece, senin güzelliğin karşısında utanıyor ve önünde secde ediyorum. bir şeye inanıyorsam o sensin, bir tek sen anladığın için. bir tek sen olmadığın için.